Kitap hakkında
Barış, yıllar önce tanıştığı bir kız çocuğuyla hayatının rotasını değiştirdi. Elif, süt dişlerini yeni dökmüş, saçları iki yandan örülü, gözlerinde merak ışıldayan bir çocuktu. Dokuz yaşında olmasına rağmen Barış, bu küçük kızın hayatına dokunacağını, hatta onunla bir ömür geçireceğini hissetmişti. Zamanla Elif, Barış’ın her şeyi oldu; neşesi onun gülüşünde, hüznü onun gözlerinde saklıydı. Ta ki bir gün ansızın kaybolana dek.
Yıllar boyunca Barış, Elif’in peşinde deli gibi dolandı. Yaşıyor muydu, yoksa çoktan aralarından ayrılmış mıydı? Bu soru, zihnini kemiren bir yara gibiydi. Zaman geçtikçe acısı bile bir alışkanlığa dönüştü; yokluğunu sevmeyi öğrendi, gülmeyi unuttu. Onsuz bir hayat, ona ihanet gibi geliyordu.
Derken bir gün, yüzlerce kilometre uzakta, yeşil gözlü bir çocukla karşılaştı. Küçük elleri Barış’ın bacaklarına sarılırken, "Baba" diye seslendi. Bu minik yüz, Barış’ın çocukluğuna öyle.
Yıllar boyunca Barış, Elif’in peşinde deli gibi dolandı. Yaşıyor muydu, yoksa çoktan aralarından ayrılmış mıydı? Bu soru, zihnini kemiren bir yara gibiydi. Zaman geçtikçe acısı bile bir alışkanlığa dönüştü; yokluğunu sevmeyi öğrendi, gülmeyi unuttu. Onsuz bir hayat, ona ihanet gibi geliyordu.
Derken bir gün, yüzlerce kilometre uzakta, yeşil gözlü bir çocukla karşılaştı. Küçük elleri Barış’ın bacaklarına sarılırken, "Baba" diye seslendi. Bu minik yüz, Barış’ın çocukluğuna öyle.