Kitap hakkında
Yeşim Erbay’ın satırlarında zaman, mekan ve duygu birbirine dolanırken, acının ve yalnızlığın derin izleriyle karşılaşırız. Gölgelerin arasında kaybolan ruhlar, karanlıkta inleyen bir kurt gibi hırçın ve açtır; uzaklık, çaresizliğin boynuzlarıyla bizi sarar. Denizin derinliklerinde parlayan inci, köpüren ırmaklar, ateşten geçmiş altın misali, varoluşun acımasız güzelliğini fısıldar. Geçmişin ağır yükü, uyumsuz bir esaret gibi ensemizde hissedilirken, korku ve beklenti içimizi kemirir. Özgürlüğün peşinde koşsak da, bedenimiz ve ruhumuz atomlarına kadar parçalanmış hissiyle baş başa kalır.
Dil, dağların sırtında açlık ve susuzlukla kıvranan bir yolcu gibidir; kelimeler, kemikleri kırılan haykırışlara dönüşür. Rüzgâr, dalları hırpalarken duvarlara çarpan sesler, bir tımarhanenin sefil yankıları gibi çınlar. Sararmış yapraklar, kıpkırmızı kumlar arasında kaybolan umutlar, dayanmanın ve vazgeçmenin arasında.
Dil, dağların sırtında açlık ve susuzlukla kıvranan bir yolcu gibidir; kelimeler, kemikleri kırılan haykırışlara dönüşür. Rüzgâr, dalları hırpalarken duvarlara çarpan sesler, bir tımarhanenin sefil yankıları gibi çınlar. Sararmış yapraklar, kıpkırmızı kumlar arasında kaybolan umutlar, dayanmanın ve vazgeçmenin arasında.